Kentin Yapıları PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 01 Eylül 2008

Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu'daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40'i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı'na geçisi sağlayan Propylon'a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi'nin 1920'lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır.

Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65'ini oluşturmaktadır.

ve onarım projesi hazırlıkları sürmektedir.D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır:

Stil ve isçilikte görülen farklar yapının I.S. II. y.y. baslarına tarihlenmesine ve II y.y. sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için I.S. 120'den sonra yapıldığı, 200'lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır.

Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m. uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1.05 m. olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur.

Yaklaşık 2 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup,bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.

 

kentin belli başlı yapıtları Augustus Tapınağı 
 
 
Antiocheia'nın en etkileyici, en anıtsal yapı kompleksine, Propylon'un merdivenleri çıkıldıktan sonra ulaşılır. Kentin en yüksek noktasında kayaların azimle oyulmasıyla elde edilen düzlükte kurulu olan tapınak, Roma özelliği özenli cephe mimarisiyle ziyaretçiyi ilk anda hayrete düşürecek bir zenginliğe sahip olarak inşa edilmiştir. Üst yapı lotus-pal met bezekli simanın çevrelediği, ortasında bir epifanı (Tanrının insanlara görünmesi) penceresi bulunan alınlık ve en üstte köse ve orta akroterlerle sonlanmaktadır. Cella duvarının üst bölümünde çepeçevre dolanan bir akanthus friziyle, yapının ornamental zenginliği tamamlanmıştır. Tapınağın frizlerinin önemli bir bölümü kutsal alan ve Yalvaç Müzesi'nde korunmuştur fakat sütunlardan sadece birkaç parça kalabilmiştir. Cephesinden, Propylon'da olduğu gibi 12 basamakla çıkılan tapınak 4 sütunlu bir prostylostur. Thorus ve trokhilostan oluşan Anadolu tipli kaidelere oturmuş 8.72 m. yüksekliğindeki yivli ve tamburlu sütunların üzerindeki Roma özellikli Korinth baslıklar, üç fascıalı arsitrav sırasını taşımaktadır. Arsitrav üzerindeki frizde boğa basları (bukranion) ve girlandlar islenmiştir. Antiochia'da 1913 yılında Ramsay tarafından başlatılan kazılarda ilk açılan alanlardan biri olan Augustus Tapınağı'ndan sorumlu heyet üyesi Callander, kazısına baslar başlamaz defterine "Augusteum" notunu yazmıştır. Kutsal alan içindeki tapınağın yapımına olasılıkla imparatorun sağlığında başlanmış, ölümünden sonra da adına adanmıştır. Görünen yapı, girişini sağlayan Propylon'la çağdaştır ancak kayalığın daha erken dönemlerde başka bir kült için yapılmış olabileceğine dair boğa basları gibi izler de bulunmaktadır. Tapınağın bulunduğu kutsal alan ana kayada düzleştirilirken, merkez aksta bulunan tapınağın podyumu için 2.5 m. yüksekliğinde, 14x28 m. boyutlarında ana kaya bloğu bırakılmıştır.Podyumun içi de, kült odası için oyulmuştur. Yaklaşık 100x85 m. ölçülerindeki kutsal alanda, tapınağın arka kısmında yarim daire seklinde bir portiko (sütunlu galeri) bulunmaktadır. Portikonun sonlandığı köselerde de, kuzey ve güney kenarlarda uzanan stoalar başlamaktadır. Kutsal alanı çevreleyen sütunlu portiko ve stoalar organik olarak birbirine bağlıdır ve kayaya oyularak kazanilan alanda,eksik bölümler yerel malzemeyle tamamlanarak inşa edilmişlerdir. Dorik Stoalar tek katlidir,yarim daire portiko ise, alt katta kaidesiz Dor, üst katta ise daha narin Ion düzenli iki kat sütun sırasından oluşmaktadır.Yapıyı çevreleyen bu koridorun rekonstrüksiyon denemelerinde ,150 civarında sütun kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kayanın, kesildikten sonra bugün göremediğimiz çok sert bir sıva ile (stuko) kaplanmış olduğu 1924 kazısı kayıtlarından anlaşılmaktadır. Duvarlarda görülen düzenli dörtgen delikler,ikinci kati taşıyan ahşap hatılların geçme yerleridir. Düzensiz olan daha küçük delikler ise, yapım aşamasında iskelelerin kurulduğu ve daha sonra sıvayla kapatılan delikler olmalıdır.  kentin belli başlı yapıtları Batı Kapısı 
 
Kentin batıda ovaya bakan ve olasılıkla antik yolların birleşerek ulaştığı yönden ana girişi sağlayan ve iki yanından kent suruyla birlesen kapı, Anadolu'daki anıtsal girişlerin yaklaşık % 40'i gibi üç girişli, kemerli bir zafer takıdır Augustus Kutsal Alanı'na geçisi sağlayan Propylon'a benzer mimari ve plastik anlayışıyla inşa edilen kapı, Michigan Üniversitesi'nin 1920'lerde yaptığı kazılarda ilk kez ortaya çıkmıştır. Bugün kapının temel seviyesinde görülen ayakları yanında sıralanmış olan parçaları, toplam yapının % 65'ini oluşturmaktadır. ve onarım projesi hazırlıkları sürmektedir.D. M. Robinson başkanlığındaki ekipte bulunan mimar Woodbridge ve ardılı araştırmacılar, kapının kazısı sırasında bulunan bronz harflerin monte edildiği arsitrav üzerindeki delikler yardımıyla iç ve diş yüzdeki yazıtları çözümlemeyi başarmışlardır: Stil ve isçilikte görülen farklar yapının I.S. II. y.y. baslarına tarihlenmesine ve II y.y. sonlarında değişikliklere uğradığının anlaşılmasına yardımcı olsa da, yapının Hadrian için I.S. 120'den sonra yapıldığı, 200'lere doğru kazanilan bir zafer anısına zafer takına dönüştüğü ve Caius Iulius Asper Pansinianus tarafından yenilendiği sonuçlarına stil kritiği yanında bu ilginç yazıtlar yardımıyla ulaşılmıştır. Kapının orta giriş aksında, yaklaşık 7 m. uzaklıkta yarim daire seklinde ve yarıçapı 1.05 m. olan bir çeşme havuzu kalıntısı bulunmuştur. Yaklaşık 2 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğinde bir kanalın sonunda küçük bir şelale gibi durmakta olan bu su yapısı, kapıyı geçince girilen geniş avlu ortasında bulunmaktadır.Olasılıkla sıcak yaz günlerinde uzaktan gelen yabancılara ve yolculara hoş bir sürpriz yapmak için inşa edilmiştir olup,bağlı olduğu yapı veya su iletim sistemi kazılar sürdükçe anlaşılacaktır.  

 

 

kentin belli başlı yapıtları Büyük Bazilika  
 
 
Antiochia'nın en önemli yapılarından biri olan, kentin kuzeybatısındaki basilika, ilk olarak Arundell tarafından tanımlanmıştır. Arundell'in yayınladığı plan birçok araştırmacıya kaynak olmuş, ilk kazılar da 1920'lerin basında Robinson ve ekibi tarafından başlatılmıştır.Bina son olarak Yalvaç Müzesi Müdürü Dr.Taşlıalan tarafından 1985-1995 yılları arasında araştırılmıştır. 70x27 m. boyutlarındaki yapı, batıdaki 27x13 metrelik narthex bölümü kent surlarına yaslanmış olarak doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Basilika planın tüm öğelerini yansıtan yapı,üç nef ve bir yarim daire apsisten oluşmaktadır. Apsisin dış yüzeyi altıgen duvarla çevrilidir. Basilika daha sonraki bir evrede, olasılıkla IV. yüzyıl sonunda değişikliklere uğramış, içi birinci kat seviyesinde tamamen doldurularak, orta nef mozaiklerle kaplanmış ve kuzey tarafta inşa edilen mermer döşemeli avludan girişler verilmiştir. En üstteki sıkışmış taban ise kuzey avlu girişiyle ayni döneme tarihlenmektedir. Binanın aksi ile mozaiklerin aksi arasındaki açı farkı da, yapının geçirdiği sürekli değişimi göstermektedir. Robinson'un ekibince yürütülen kazılarda ortaya çıkan ve yayınlanan mozaik daha sonra kapanmıştır ve bugün yaklaşık 30 cm. toprak altındadır. Kazı raporlarından ve fotoğraflardan, dörtgen çerçeveli paneller içinde geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş olduğu öğrenilmektedir. Orta nefte, apsis içinde olması gereken altara yakın bir yerde, paneller içindeki mozaik yazıtlardan birinde, 381 yılındaki Konstantinopolis Kon sili'nde Antiokheia'yı temsil eden ve Ortodoks mezhebinin kurucularından biri olan Baspiskopos Optimus'un ismi bulunmaktadır. Bu isim, yapının IV. yüzyıl sonuna tarihlenmesine dayanak oluşturmaktadır.Bu tarih, anıtsal kiliselerin Anadolu'da başlangıç tarihidir.Daha doğrusu, Antiochia Büyük Basilikasi, Erken Hıristiyanlık kiliselerinin ilk iki örneğinden biridir. Diğer örnek yine bir Antiochia'da ama bu kez Oronthes (Asi) nehri kıyısındaki Antiochia'da (Hatay) bulunan Daphne bölgesindeki Aziz Babylas Kilisesi'dir. Apsis 10.80 m. çapında ve 9.20 m. derinliğindedir. Orta nefi her iki yandaki dar neflerden 13'er sıralık iki sütun dizisi ayırmaktadır ve bu sütunlar altıgen altlıklara oturmaktadırlar. Görünen V.-VI. Yüzyıl kilisesinin altında Optimus'un IV. yüzyıl kilisesi bulunmaktadır ama bu tabaka dolguyla elde edilmiştir. Son yıllarda apsiste yapılan bir sondaj, mozaikleri taşıyan ve dar nef boyunca sıralandığı izlenimi veren tonozlu bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Ve Optimus'un kilisesinin sütunlari, erken dönem basilikasinin tonozlarla desteklenmiş ve doldurulmuş I. kati üzerine oturtulmuştur. Kuzey duvarına, merkezdeki 4 m. genişliğinde olmak üzere 3 adet, güney duvarına ise 2 adet kapı açılmıştır. Kuzey girişleri, L seklinde portikoyla çevrili bir avluya açılmaktadır. Törensel işlevli avlunun tamamı devşirme malzemeyle yapılmıştır. Avlunun batısında da, yarim daire seklinde,Taşlıalan tarafından vaftiz havuzu olarak tanımlanan bir su yapısı ve olasılıkla piskopos konutu olan ancak henüz kazılmamış mozaikli mekanlar bulunmaktadır. Basilika'nin, Pisidia Eyaleti Baspiskoposu'na ev sahipliği yapmış olduğu kesindir. Bütün Pisidia'da daha geniş ve görkemli başka bir kilise bulunmamaktadır. Basilikanin, kilise olması dışında, evreleri ve erken dönemlerde başka amaçlarla kullanılıp kullanılmadığı belli değildir. Gelecekte, Optimus dönemine ait mozaiklerin korunmaya alınıp kaldırılmasından sonra ana zemine inecek bir kazı çalışması, Antiochia'nın bu önemli yapısının aydınlatılmasını sağlayacaktır.  
kentin belli başlı yapıtları Hamam 
 
 
Kentin kuzeybatı kösesinde bulunan ve yüzlerce yıl boyunca, kullanım dişi kaldığı andaki durumunu toprak altında koruyabilmiş olan hamam yapısı, Antiochia'dan gelmiş geçmiş araştırmacıların çoğunun dikkatini çekememiştir. 1990 sonrasında Yalvaç Müze Müdürü Dr. Taslıalan tarafından sürdürülen kazılarda 7 mekanı açılan, 70x55 m. boyutlarındaki yapının önemli bir kısmı hala toprak altındadır ve planı tam anlaşılamamış olup, hamam olup olmadığı bile tartışılmaktadır.Örnegin, güneş ve rüzgar faktörleri düşünülerek, tüm hamamların girişleri ve ocakları güney ve doğu yönlerinde yapılmıştır ama bu durum Antiochia'da hamam olarak tanımlanan yapıda farklıdır. Su ve ısıtma sistemine ait de çok fazla iz bulunmamaktadır. Yapı daha çok, Bergama Trajan Tapınağı'ndaki gibi arazinin eğimiyle savaşılarak elde edilen düz alanda, büyük bir binayı tonozlarıyla taşıyan alt yapı gibi görünmektedir. Ancak, sürdürülecek kazılarla aksi kanıtlanmadıkça , yapıyı hamam olarak kabul edeceğiz. Çeşme binasına 150 metrelik akilci bir mesafede kurulan yapının kuzeye bakan diş duvarları, kentin güney surlarındaki bastonlara benzemektedir.Henüz anlaşılamayan savunma sistemi içinde hamamın dış duvarlarının surların bir parçası olarak kullanılmış olması mümkündür. Hamamın doğusundaki alanda kurulmuş olan ve hamamla organik bir bağı olan palaestra (beden eğitimi alanı), yaklaşık olarak 38x29 m. boyutlarındadır ve sütunlu bir galeri (portiko) ile çevrilidir. Ancak doğu kısımdaki kazı çalışmaları bitmemiş olduğu için plan özellikleri tam olarak bilinmemektedir. Açılan bölümlerinde, tabandan ısıtmayı sağlayan Hipokaust sisteme ait ızgara ve künkler ortaya çıkmıştır. Kazılarla soğukluk, sıcaklık ve iliklik bölümlerinin yanında servis mekanları da ortaya çıkmıştır ancak henüz külhan ve havuzlara ulaşılamamıştır. Oldukça iri ve sağlam yapısıyla, benzerleri içinde 80x55 m. boyutlarındaki Pisidia kenti Sagalassos'un hamamıyla karsılaştırabileceğimiz yapı, su sistemi ve çeşme gibi, I.S. I. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.  kentin belli başlı yapıtları Merkez Klise  
 
 

Decumanus Maximus'tan Cardo Maximus'un başlangıç noktasına gelindikten sonra Tiberius Alanı'na doğru yaklaşık 75 m. ilerlendiğinde, Tiberius Alanı'nın tam karsısında apsisiyle dikkat çeken yapı tomografik konumundan dolayı araştırmacılar tarafından "Merkezi Kilise" olarak adlandırılmıştır. Cardo Maximus'un batısında kalan yapı, Arundell tarafından bir kilise olarak tanımlanmasına rağmen, 1924 yılındaki kazılara dek ilgilenilmemiştir. Kazı direktörü Robinson, 5 Temmuz 1924 günü günlüğüne "transept duvarları temizlendikten sonra, kilisenin Latin haçı seklindeki planını almayı basardık" yazmış, Woodbridge de o günkü verilerle kilisenin basit bir planını çizmiştir. Ancak 1982 yılında Mitchell tarafından yapılan yüzey araştırmasında ve ardından Taslıalan'ın kazılarında, kilisenin düşünüldüğü kadar küçük olmadığı, daha geniş, daha Ortodoks bir plana sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Kilisede yaptığı kazılar sırasında demir bir madalyon üzerinde,bir yüzde Diocletianus dönemi azizlerinden Neon, Nikon ve Heliodorus'un, diğer yüzde Antiochia'lı Bassus'un isimlerini bulan Ramsay, 1927 yılında yayınladığı bir makalesinde, kilisenin apsisinin güneyinde ortaya çıkan daha küçük bir apsisi, Aziz Paulus'un ilk vaazını verdiği sinagog üzerine inşa edilmiş kilise olarak tanımlamıştır Günümüze Aziz Bassus'un adini taşıyarak ve oldukça kötü bir durumda koruna gelerek ulasan kilisenin planı, apsislerinin birbiriyle ilişkisi ve evreleri ancak sürdürülecek kazılarla anlaşılabileceğinden, Ramsay'in önerdiği IV. yüzyıl tarihinin bir yüzyıl daha ileri gidebileceğini düşünebiliriz.

 

 

 

 

kentin belli başlı yapıtları nympeum ve su kemerleri 
 
 
Augustus Tapınağı'ndan Cardo'ya geri dönülerek, kentin kuzeyine ilerlendiğinde, Cardo'nun başlangıcındaki Nympheum'a (çeşme binası) ulaşılır. Geniş bir "U" seklinde planlanmış yapı, su kemerlerinden aktarılan suyu depolayıp düzenleyerek kentin önemli bir bölümüne dağıtmak için yapılmıştır. Yapı, 27x3 m. boyutlarında, suyu toplayan bir rezervuar, 9 m. yüksekliğinde süslü bir cephe ve önündeki 27x7 m. boyutlarında , 1.5 m. derinliğindeki havuz kısımlarından oluşmaktadır. Hemen arkasında da,yaklaşık 11 km. uzaktan, Sultan Dağları'ndaki "Suçikti" kaynağından aldığı suyu kente getiren su iletim sisteminin, sifon bölümünü oluşturan 800 metrelik su kemerlerinin günümüze ulaşabilen kalıntıları izlenmektedir. Yalvaç kasabası da, su ihtiyacını bugün ayni kaynaktan sağlamaktadır. Nymheum'da yapılan kazılarda ancak temel kalıntılarının kaldığı anlaşılmış olup, süslü cephe mimarisinden kalan birkaç mermer parçası, olasılıkla benzerleri gibi sütunlar ve heykellerle süslü olan cephe hakkında fikir vermemektedir ve bugüne dek yapıyla ilgili isim veya tarih verecek herhangi bir yazıt da bulunamamıştır. İmparatorluk döneminin planlı kentçilik anlayışıyla, kemer mimarisinin gelişimine bağlı olarak ortaya çıkan ve Anadolu'nun hemen her antik kentinde gördüğümüz su iletim kısminin belkemiği olan kemerlerin en güzel örneklerinden biri Antiocheia'dadır. Özellikle Pax Romana (Augustus'la başlayan iki yüzyıllık barış ve refah süreci-Roma Barısı) ile başlayan hızlı kentleşme ve nüfus artısının getirdiği gereksinimi karşılayabilmek üzere, düzenli olarak kentlere su getirmenin en pratik yolu olarak kemerli sistemler inşa edilmiş, suyun basıncını karşılamak için oldukça sağlam inşa edilen kemerler günümüze dek ayakta kalabilmiştir. Deniz seviyesinden 1465 m. yüksekliğinde olan Suçıktı kaynağından alınan su, bazen açılan kanallarda, bazen tüneller içinde, bazen de tek ya da iki katli kemerler üzerinde, pişmiş toprak ve tas künklerle , yaklaşık 11 km. boyunca arazinin eğimi ve karşılaşılan engeller veya dere yataklarına göre bulunan uygun çözümlerle, 1178 m. yüksekliğindeki Nympheum'un rezervuarına taşınmıştır. Aradaki 287 metrelik kot farkı mesafeyle oranlandığında % 2.6'lik bir ortalama eğim ortaya çıkmaktadır. Bu eğimde suyun müthiş bir basınç uygulayacağı bilindiğinden, aşamalı olarak yavaşlatılan akış basıncı, sistemin sonundaki su kemerlerinden oluşan sifon bölümüne geldiğinde % 0.2'lik bir eğimle kontrol altına alınmıştır. Uzun yılların deneyimiyle elde edilen bu kusursuz mühendislik uygulaması sayesinde, günlük ortalama 3000 metreküp su düzenli ve sorunsuz olarak, izleri her yerde görülebilen şebekeyle kente dağıtılmıştır. Çeşme binasının da bu hesaplamaya göre kentin yüksek kısımlarına su iletebilmek için en az 9 m. yüksekliğinde olması gerektiği yapılan hesaplamalar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Su kemerlerinin 200 metrelik kısmı aralıklı bölümlerle ayakta kalmıştır.Yıkılan ve toprak altında kalan bölümlerin izi de, nympheuma dek izlenebilmektedir. Ayaktaki kemerlerin yükseklikleri 5-7 m. arasında değişmekte olup, harçsız blok örgüyle yapılmış ayaklar, ortalama 4 metrekare taban alanı ve 4 m. yüksekliğe sahiptir. Derinleştirilmiş anathrosysleriyle görünen yüzeyleri kabarık bosajlara kavuşmuş bloklar, yapının görünümündeki sağlamlık ve anıtsallığı arttırmış, kemer uçlarının oturduğu tabanlardaki silmeler de yapının hantallığını gizlemiştir. Gerek kilit taslarında, gerekse silmelerde süsleme olmayışı, görünümden çok işlevselliğe önem verilmiş olduğunu göstermektedir. İki ayak arası açıklığı arazinin yapısına bağlı olarak 3.80-4.70 m. arasında değişmektedir. Kilit tasları bazen tek, bazen de birkaç tastan oluşmaktadır. Yarim daire seklindeki kalkık kemerlerin isçilikleri farklı olmasına rağmen, yapının tamamında bütünlük gözlenmektedir. Ve onca depreme rağmen yapının önemli bir kısmının ayakta kalması kemer mimarisindeki kusursuzluğa bağlıdır. Üst yapı tamamen tahrip olmuştur ama, kemerlerin üstünde suyu taşıyan, ortalarında ortalama 25 cm. çapında akaç delikleri bulunan kanalların (specus canalis) izleri yıkıntılar arasındaki parçalarda görülmektedir. Su kemerleri ve çeşme binası, Antiochia'nın Colonia Caesareia adını alıp, başkent konumuna ulaştığı I. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.  kentin belli başlı yapıtları Propylon 
 
 
Tiberia Platea'nin sonlandığı noktada başlayan on iki basamaklı temel yapısı, arkadaki düzlükte bulunan İmparatorluk Kutsal Alanı (Augustus Tapınağı)'na geçisi sağlayan anıtsal giriş Propylon'a aittir. Ön ve arka yüzlerde dörder Korinth düzenli sütunun taşıdığı masif üst yapısı, üç kemerli girişi ve plastik süslemeleriyle, çağını takip eden dönemlerde Antiocheia'nın Batı Kapısı dahil olmak üzere pek çok yapıya esin kaynağı olan Propylon, Marcus Antonius'u Actium deniz savasında yenerek Roma dünyasının tek egemeni olan ve Augustus unvanı alan Octavianus adına yapılmıştır.Arka plandaki Augustus Tapınağı'na geçisi sağlaması hatta mimari bütünlük içinde olması da bunu göstermektedir. Ayrıca,ünlü Res Gestae Divi Augusti de Propylon kazılarında bulunmuştur.Res Gestae fragmanlar halinde bulunduğu için sergilendiği yer tartışma konusu olmuş ve araştırmacılar, orta girişin iki yanında bulunduğu üzerinde fikir birliğine varabilmişlerdir.Yalvaç Müzesi'nde sergilenen fragmanlardan da anlaşılacağı gibi,oldukça küçük boyutlu harfler olasılıkla göz hizasında ve merkezi bir yerde sergilenmiş olmalıdır. Üç kemerli girişin yan kemerleri 3.5 m., merkez giriş 4.5 m. genişliğindedir. Orta kemerin üst kısmındaki boşluklarda, karşılıklı olarak diz çökmüş, elleri arkadan bağlı, biri çıplak iki Pisidia'lı savaş esiri kabartması bulunmaktadır. Yan giriş üstündeki kemerlerin üst kısımlarında ise karşılıklı girland taşıyan Eros ve Nike kabartmaları bulunmaktadır. Kazıları yapan Robinson'un ekibinde bulunan mimar Woodbridge'in rekonstrüksiyonu, günümüze dek kabul görmüs,son araştırmalar sadece orta girişin üzerindeki arsitrava bronz harflerle monte edilmiş yazıtın son seklini almasına yardımcı olmuştur.  kentin belli başlı yapıtları Tiberius
Maydanı
  
 
 
Merkezi Kilise'nin doğusundan geçen Cardo ile Propylon arasındaki alan Tiberius Meydanı olarak adlandırılmaktadır.Bu geniş bir cadde görünümlü meydandaki yapı ve çalışmalar daha çok bitimindeki Propylon ile birlikte ele alınmış olup,meydanın her iki yanındaki dolgunun çok az bir kısmı kazılmıştır.  kentin belli başlı yapıtları Tiyatro 
 
 
 
Batı Kapısı geçildikten sonra, akropole doğru Decumanus Maximus caddesinin başlangıcı görülür. Hafif bir meyille yükselen cadde yaklaşık 50 m. sonra tiyatroya ulaşır.Maalesef yarim daireden biraz geniş, tipik bir Greko-Romen örnek olan tiyatro çok kötü koruna gelmiştir. Cavea (oturma sıraları), diazoma (caveayi ortadan bölen yatay koridor), ısınsal merdivenler (kerkides), paradoslar (yan girişler), orkestra (koro ve müzisyenlerin bulunduğu yarim daire alan) ve sahne binası hakkında bugünkü haliyle fikir edinebilmek çok zordur. Arundell 1833 yılındaki gezisi sırasında tiyatroyu tanımladığında bile, basamakların çoğunun sökülmüş olduğunu yazmaktadır. Son yıllarda yapılan kazılar sırasında, caveasi yarim daireden daha geniş bir açı yapan tiyatronun cephe genişliğinin yaklaşık 100 metreye ulaştığı anlaşılmıştır. Bu durumda Antiocheia tiyatrosunu 15.000 kişilik Pamphylia Aspendos tiyatrosuyla karsılaştırabiliriz. Tiyatro, Pisidia'nin diğer önemli kentleri olan Sagalassos, Selge ve Termessos tiyatrolarından da büyüktür. Tiyatronun orijinal mimarisini koloninin kuruluş yıllarına, hatta Helenistik döneme dek indirmek mümkündür ama kesin yorumlar için kazıların sürmesini beklemek zorunludur. Decumanus Maximus'un altından geçmiş olduğu yaklaşık 5 m. genişliğinde ve 55 m. uzunluğundaki tünelin, I.S. 311-313 yılları arasında tiyatronun genişletme çalışmaları sırasında yapılmış olduğu bulunan yazıtlardan anlaşılmıştır.  
 
Son Güncelleme ( Pazar, 21 Eylül 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >